Evet, konumun başlığı bildiğiniz “Kahve“. Beyin fırtınası oluşturmak için en uygun yerlerden birisidir kahvehaneler. Şimdi eminim ki, birçoğunuzun aklına ya “Starbucks“ ya da babanızın akşamları takıldığı yerler geldi. Her neyse ikisi de konumuza uygun yerler sonuç olarak. İlk olarak, “Beyin Fırtınası” neye denir, bilmeyenleriniz için açıklayayım. Beyin fırtınası: birden çok insanın aynı ortamda bir fikirden yola çıkarak tartışmasına denir. Beyin fırtınasın da önemli olan, fikrin herkesin tartışacağı konudan olmasıdır. Ortaya bir fikir atılır ve üç ya da beş arkadaş bunu tartışarak, ortaya yeni bir fikir çıkarır. İşte biz buna “Beyin Fırtınası” diyoruz. Bu arada aslında orjinali “fikir fırtınası“dır. Her neyse, konumuza odaklanalım. İşte beyin fırtınası yapmak için en uygun olan yerlerden birisi ise kahvehaneler. Çünkü bu gibi ortamlarda hem kahvenizi içerek sizi uyandırıcı bir madde olan “kafein” ile tanışırsınız. Hem de orta da birden fazla çok fikir olduğundan dolayı, yeni bir fikir ortaya çıkarmış olursunuz. Bu yüzden dolayı, her iyi fikrin neredeyse başlangıç noktası kahvedir. Bu yüzden dolayı en iyi fikirler genellikle hep buralarda çıkar. Her neyse, ben çok fazla konuştum. Steven Johnson’un en iyi fikirlerin nereden çıktığını araştırmış. Aşağı da ki videodan alt yazı seçeneklerinden Türkçe’yi seçerek izleyebilirsiniz.
Diziler hayatımızın tamamını kapsamasa da büyük çoğunluğunu kapsıyor. En azından akşam saatlerini kapsadığı kesindir. Her ne kadar birçok insan dizi izlemeyi sevmediğini söylese de, izlenmesinin her hangi bir zararının olmayacağını düşünenlerdenim. Tabi ki de dizinin konusu, içeriğine göre değişebilir bu yorumum. Her ne kadar geçen sezonda ki dizileri takip etmemiş olsam da bu sene iyi bir izleyici olduğumu söyleyebilirim. İşte tam bu nokta da sizlere önereceğim birkaç dizi film var. Bu dizi filmler tamamı ile senaryosu, oyunculuğu ve mesajları güzel olan diziler diyebilirim benim için. İşte bu dizilerden bazıları:
Behzat Ç
Her ne kadar dizi başladığından beri izlemesem de, en azından şurada ki konumda da bahsettiğim sinema filminden sonra izlemeye başladığım dizilerden biri. Sinema filminde ki senaryosundan etkilendiğim’den olsa gerek, daha geçtiğimiz pazar günü yayınlanan yeni sezonuyla izlemeye başladığım dizi. Zaten Erdal Beşikcioğlu’nun yaptığı rolü benimsemesine diyecek bir söz bulamıyorum. İnsan bir role bu kadar mı kendini kaptırır? Eğer gerçekten bir dizi izlemek istiyorsanız, listenin en başında “Behzat Ç.” bulunur.
Kuzey Güney
İşte mükemmel dizi filmlerden bir tanesi Kuzey Güney. Her ne kadar Kıvanç Tatlıtuğ’un diğer dizilerini izlemesem de, oyunculuğunun mükemmel olduğunu biliyor, duyuyor, görüyordum. Kuzey Güney dizisini başladığı ilk günden beri takip ederim. Her ne kadar, fazla Tumblr kullanmasam da, bununla ilgili şuradaki yazımda bahsetmiştim. Kıvanç’ın o mükemmel oyunculuğunun, senaryosunun ayrıca çekim kalitesinin hat safhada olduğu bir dizi diyebilirim. Kesinlikle izlemeniz gerekenler listesine eklemeyi unutmayın.
Leyla ile Mecnun
Ben “Leyla ile Mecnun” dizisi ile geç tanışanlardan biriyim. Hatta çok geç tanışanlardan diyebilirim(2.Sezondan itibaren yani 2 bölümdür izlediğimi var sayarsak). Zaten ben izlemeye başladığım günde kadrodan bazı oyuncular çıkarılmış, yeni bir kadro ile 2.sezona başlamış durumdaydı. Bu yüzden dolayı sanki yeni bir dizi izlermişcesine izlemeye devam ediyorum. Bu arada belirtmeden geçmeyeyim, yukarı da ki resimde gördüğünüz kadro eski kadrosudur. Malesef yeni kadrosuyla bir resmini bulamadığımdan idare ediniz. Her neyse diziye dönecek olursak, oyunculuk, senaryo harikası bir dizi film olduğunu söyleyebilirim. Hatta imkanınız varsa her Pazartesi, 22:00 ile 240:00 arasında ki vaktinizi bu diziye ayırın diyebilirim.
Son Olarak…
Sizlere bazıları gibi, dizi izlemeyin demeyeceğim. Diziler insanların bir nevi aynasıdır. Dizi filmler insanların yaşadıkları olayları, insanlara daha komik ya da daha acınası bir biçimde sunarlar. Bakış açınızı genişletir, olayları daha detaylı sorgulamanızı sağlarlar. Ama bu da gidin her diziyi izleyin demek değildir. Sadece içlerinden kendinize mesaj çıkarabileceğiniz dizileri izlemenizi tavsiye ederim. İşte bu yazımda önerdiğim bu üç dizide de, size anlatılmak istenen mesaj ve duyguyu alabileceğinizden eminim. Kendinize çok iyi bakın, bir daha ki yazımda görüşmek üzere.
Bu yıl Turkcell sponsorluğunda yapılan Blog Ödülleri 2011‘e başvurumu az önce yaptım. Blogum’un sağ üst köşesinden de anlayacağınız gibi “Kişisel Bloglar” kategorisinde bu yıl ilk defa yarışacağım. Hedefim kesinlikle birinci olmak değil, zaten işin açıkcası öyle bir amacım da yok. Fakat bize pazarlama dersinde öğretilen ilk şeylerden biriside şudur; “Rekabet iyidir”. Yani bir nevi kendimi geliştirmek amacıyla diğer blog ödüllerine katılan siteleri inceleyip, gezeceğim. Bu şekilde 3 yaşına basmış olan ResulKorkmaz.com’u biraz hareketlendirebilirim diye düşünüyorum. Bu süreç içerisinde bana destek olacak arkadaşlara ve arkadaşlarıma teşekkür ederim. Bu yarışmada tek bir çıkar ilişkim var, o da bu blogu biraz daha aktif hale getirmek.
GTA V, belki bilgisayarımı değiştirmeme sebep olabilecek bir oyun niteliğinde. Grafikleri, konusu ve mükemmel ses efektleriyle. GTA IV’ın yaşattığı grafik ve donma sorunları sebebiyle Rockstar Games yeni bir haber verip GTA V’i çıkaracağını açıklamıştı geçtiğimiz aylarda.(Normal şartlarda son oyundu bunu da belirtmek isterim.) Her ne kadar GTA IV’ın başarısızlığını gidermek amacıyla çıkartılacak olsa da GTA V, yeni bir bilgisayar, çok iyi bir işlemci ve ekran kartı isteyeceği daha fragmanından belli. Her neyse lafı fazla uzatmadan işte Grand Theft Auto V’in fragmanı…
Hayatımız boyunca hep olmak istediğimiz kişiler olmak için çabalarız. Kimimiz iyi bir bilgisayarcı, kimimiz iyi bir yönetmen, kimimiz ise iyi bir doktor olmak ister. Fakat hayat budur, ne kadar çabalarsan çabala yine hep aynı nokta da kalırsın bazen. Dün, Beyaz Show’a bağlanan bir seyirci konukların hepsine şu soruyu sordu;”Hayatınız da ki kırılma noktası nedir?”. Soner Sarıkabadayı ise o mükemmel cevabını verdi. “Ne zaman ki vazgeçtim, ondan sonra şans bana güldü.” Yani tam olarak bu cevabı vermese bile, buna benzer cevap verdiğini söyleyebilirim. Diyeceğim o ki, biz insanların değiştiremeyeceği şeyler vardır. Mesela hava durumu, mesela ölüm. Her ne kadar çabalarsak çabalayalım, her ne kadar tıp gelişirse gelişsin, günün birinde öleceğiz. Biz ne yaparsak yapalım hava yarın yine kendi bildiğini okuyacaktır. Tamam belki doktor olmak hatta çok iyi bir doktor olmak bizim elimizde. Ama sen; ne kadar iyi bir doktor olsan da, hayat sadece Allah’ın verdiği kadardır, değiştiremezsin. Yani demek istediğim, hayatta ki bazı şeyler bizim için kalıcı ve kesin bir kuraldır, kesinlikle değiştiremeyiz. Bunu bildiğinizi çok iyi biliyorum, fakat bildiklerinizi değiştirmek için çok çaba sarf ettiğinizi de biliyorum. Her neyse, konuma son verirken Benjamin Button’un kader sahnesini sizinle paylaşmak istiyorum. Zaten yazıyı da sadece kafamın içinden geçen derin felsefik düşünceler üzerine yazdım.